ÖZDEĞER KATİLLERİ

Kıyaslama alışkanlığı öyle bir illet ki, yakalanan kişi kendisini şöyle derken bile bulabilir : “Ya şu adama bak, ne güzel kendiyle barışık, kimseyle yarış halinde değil”.. Yani, kıyaslamamayı bile kıyaslatabilir insana 🙂 Onda var, bende yok.. O yapabiliyor, ben yapamıyorum.. O güzel, ben değil.. Bu iç diyalogda kendimize verdiğimiz alt mesaj, “YETERLİ DEĞİLSİN”dir. Oysa ki kıyas, doğal bile değildir. Siz hiç papatyaya özenen nergis, kırlangıç olamadığı için yerinen serçe, doberman olmaya öykünen kaniş gördünüz mü? Diğer taraftan, kıyaslamamak, kerameti kendinden menkul, kendine toz kondurmayan, başka türlüsünü bilmediği için en iyisi kendindeki zanneden biri olmak demek de değildir. Zira, bu da ilerlemenin önünü kesecek bir başka tuzaktır. Kıyaslamamak, insan olarak emsalsiz olmadığını, ama birey olarak eşsiz olduğunu bilmekle ilgilidir.

Zamanında annemi dinleseydim şimdi bu halde olmazdım.. Babam istedi diye bu okulu okumasaydım, şimdi belki dünyaca ünlü bir aşçıydım.. Ailemden uzak kalmak pahasına yurtdışındaki o işi kabul etseydim, şimdi bambaşka bir hayat yaşıyordum.. Bu iç diyaloglarda kendimize verdiğimiz alt mesaj, “DOĞRU YOLDA DEĞİLSİN”dir. Tecrübe bize doğru cevapları öğrettiğinde çok bilmiş, doğru soruları öğrettiğinde çok bilge oluruz. O zamanki bilgeliğimle elimden gelenin en iyisini yaptım ve yaşadıklarımdan yeni sorular öğrendim. Yolun kalanında daha bilge olarak yürüyeceğim için gururluyum. Bugün olduğumuz kişi için geçmişteki kendimizi suçlamak kendimize yapabileceğimiz en büyük haksızlıklardan biridir.

 

Kendimiz hakkındaki inançlarımız iç dünyamızın realitesini, başkalarının bizim hakkımızdaki inançları ise dış dünyamızın realitesini belirler. Bu yüzden, nasıl algılandığını önemsemek önemlidir. Fakat bu hep havalı, enerjik, mutlu, bakımlı, hep “iyi” görünmek zorunda olmak demek değildir. Hep iyi görünmeliyim derken aslında kendimize verdiğimiz alt mesaj “SEVİLEBİLİR DEĞİLSİN”dir. Olduğumuz halimizle kabul edilebilir olmadığımıza inandığımızda, dışarıya da yapay bir “iyilik” hali yansıtırız ve içi dışı bir olmamak, öz değeri en hızlı öldüren şeylerden biridir.

 

Bize yıllarca çalışkan olmanın, sorumluluk sahibi olmanın, azimli olmanın erdemleri öğretildi. Önce görev sonra ödül dendi. (Çikolata? Yemekten sonra… Oyun? Ödevden sonra…) Ama ne uğrunda çalışacağımız, kime neye karşı sorumlu olacağımız, neyin pes etmek neyin pause etmek olduğu öğretilmedi. Sonuçta hayalleri için değil, sosyal kabul görmek için çalışkan kişiler olduk. Kendi özgünlüğümüzü ortaya koymaktan değil, rollerimizin gereğini yapmaktan sorumlu kişiler olduk. Şarj olmak için dinlenmeyi, eğlenmeyi, pause vermeyi, verimsizlik, tembellik olarak gören işkolikler olduk. Hayallerini ertelememek, sorumlulukları bırakıp haz peşinde koşmak demek değil; aksi öğretilmiş olsa bile, yüreğimizin götürdüğü yolda yürümeye cesaret ve azim göstermek demektir. Hayallerle hazları karıştırdığımız için, “sevdiğim hayatı yaşamak için önce çok çalışmalıyım” derken aslında kendimize verdiğimiz alt mesaj “mutlu olmayı hak etmiyorsun”dur. Ve vicdan sahibi hiç bir insan hak yiyemez..

Bu yazıda siz de kendinizden bir şeyler gördünüz ve buruk bir gülümseme ile düşüncelere daldıysanız üzülmeyin,  değişmek mümkün.

#birdozkocluk size de iyi gelecektir  🙂

Murat ÖZ
Yönetici Ortak

Beğendiyseniz Paylaşabilirsiniz 🙂

Diğer Yazılarımız

Archived

understanding black box predictions via influence functions, buzz williams contract,

Küçük Ağaç

Köşe başındaki ufak, cılız ağaç akşam sessizliğin içinde hafif esen

İMAJ

Güneş olmasan da yıldız ol. Ama gökteki en parlak yıldız